fbpx
  • 05439187411
  • This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Blog

Sanattaki Şifa: Yaratıcı Potansiyeli İfade Etmek için Uygulamalar

Sanat, her zaman toplumun ve insanlığın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Dönemler değişse de yöntemler ve uygulamalar çeşitlense de insanlık, içeride yer alan o gücü dışarı yansıtabilmek için her zaman eyleme geçme arzusu duymuştur. Günümüzde de elbette bu, çağın yansımalarıyla harmanlanıp devam etmektedir. Peki sanatın insan üstündeki dönüştürücü gücü var mıdır, insan sanattan kendi dengesi adına nasıl faydalanabilir? Bu yazıda sanattaki şifa gücüne ve bu gücü kendi dengemiz adına kullanabilme üzerine değineceğim.

Bir durumu, duyguyu veya düşünceyi tecrübe ederek yaşamak en temeldeki tekâmül dinamiğidir. Bir duygu hakkında bilgimiz olabilir ama bu o duyguyu içselleştirdiğimiz anlamına gelemez. Bir gün gelir, o duyguyu en derinlerine kadar yaşamamıza olanak sağlayacak bir olay gerçekleşir ve o zaman o duygu bizim için bir tecrübeye dönüşür, bizim bir parçamız olur. Yüzeysel gerçeklikten içselleştirilmiş gerçekliğe…

Peki deneyimlenmeden bir duyguyu, düşünceyi içselleştirebilmek gerçekten mümkün değil mi?

Sanat bu konuda bize önemli kapılar açmaktadır. Bir sanat eserine baktığımızda iki gerçeklik karşımıza çıkmaktadır. Birincisi o sanat eserini üreten kişinin gerçekliğidir. Kişi, bir duyguyu, bir düşünceyi, çeşitli yöntemlerle dışa yansıtmıştır. İkinci gerçeklik ise, bu eserin bizim üzerimizde yansıyan etkisidir ve buradaki kıyaslama mekanizması, o andaki bilgi ve görgü çerçevemizde gerçekleşmektedir. Bir başkasının gerçekliğine ait bir duygu, düşünce direkt olarak bize tesir edebileceği gibi; kendi içimizde süzülerek de bir etki sağlayabilmektedir. Aslında buna sanatın gücü diyebiliriz.

Sanat, onu icra edenlerin gerçekliklerini bize yansıtır, bize simüle edilmiş bir gerçeklik sunar. Elbette o duyguyu, onu yaratacak bir olayın içinde deneyimlemiş kadar olmayabiliriz ama bir başkasının gerçekliği üzerinden bunu deneyimlemiş kadar olabiliriz.

Edebiyat, resim, heykel, sinema; kısacası sanat altında değerlendirilen her uygulama yöntemi bizim için simülasyon tekâmül alanı olarak değerlendirilebilir. Okuduğumuz bir romanla empati kurduğumuzda, olay örgüsü içerisindeki karakterlerin gerçekliklerini deneyimlememize olanak sağlar. Yaşamadığımız ama içselleştirebileceğimiz bir malzeme… Bu empati sürecini sanatın her dalında bir araç olarak kendi adımıza kullanabiliriz.

Kendimizi dengeleyebilme sürecinde, sanatın şifa kolundan nasıl faydalanabiliriz peki?

Sanat pratikleri özellikle iki çakramız üzerinde önemli etkilere sahiptir.

Özgünlüğümüz, yaratıcı potansiyelimizi taşıyan enerji kaynağımız, sakral çakramızdır. Bu enerjiyi dışarı yansıtabileceğimiz ana merkezimiz de boğaz çakramızdır. Biraz bu merkezlerle ilgili dengesizlik potansiyellerine bakalım.

Sakral çakra, kök çakramızdan sonra gelen 2. enerji merkezimizdir ve taşıdığı enerji “Ben”den, “Sen”e geçmiştir. Arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişki bu çakranın enerjisini yansıtmaktadır. Parasal konular, ki üzerine bir önceki yazımda epey bir değinmiştim, bolluk ve bereket enerjisi de bu çakrayla paralel ilerlemektedir. Bir yandan baba figürü ile aramızdaki bağın dengesidir ve elbette bu yazımızla ana bağlantı noktası yakalayabileceğimiz asıl bizi ilgilendiren kısım olan, yaratıcı potansiyelimizdir. Sakral çakra cinsellik merkezimizdir. Kadın olsun, erkek olsun üreme ve üretme, bu çakranın titreşimidir ve bu salt cinsel düzeyde değildir; kendi özümüzle de ilgilidir. Kendisi olması engellenmiş, baskılanmış kişilerde cinsel bölge rahatsızlıkları, kistler sıkça görülebilmektedir. Bu aile içinde olabileceği gibi, günümüz iş dünyasında da olabilmektedir. Özgünlükten, başka insanların sözleri doğrultusunda zorunlu hareket bir baskıdır. Ayrıca yine sakral çakranın dengesini bozabilecek diğer türlü durumlar da bu yönde yaratıcı yönümüzü dengesizleştirebilir; baskılanan cinsellik, baba figürüyle enerjisel dengesizlik, parasal sıkıntılar vb. gibi…

Sanat ve şifa konusu içerisinde değerlendirebileceğimiz bir diğer çakramız da boğaz çakrasıdır; ifade merkezimiz. Boğaz çakramızın dengesi, kendimizi ifade edebilmemizle paralelde ilerler. Bir yandan da elbette bu merkez, içimizdeki o yaratıcı tarafı dışa vuracak merkezdir. Boğaz çakramız dengede çalışamadığında, kendimizi rahat ifade edemeyebiliriz. Sık sık iletişim kazaları, yanlış anlaşılmalara maruz kalma gibi keyif kaçırıcı durumlarla karşılaşabiliriz. Özellikle sakral çakramız dengedeyken, içeride cayır cayır o yaratıcı potansiyel alevlenirken bunu dışarı yansıtamadığımızda mutsuz ve huzursuz hissetmemiz olasıdır. Bu durum bizi, gereğinden fazla sessiz, çekingen olmamıza ve kabuğumuza saklanmamıza sebebiyet verebilir.

İki çakra birden dengesiz olduğunda, kişiler üzerlerinde yoğun bir baskı hissedebilmektedir. Hem kendisi olması hem de kendisini ifade etmesi engellenen insanlar… Gerçekten yorucu bir durum. Yüzyıllardır geriye itilmiş, baskılanmış bir dişil enerjiyi şifalandırarak dönüştürmek için, bunu yaşam planlarında böyle bir dengesizlik kombinasyonunu bilinçli tercih etmiş ve dünyaya gelmiş pek çok kadın bulunmakta. Elbette bu dengesizlik sadece kadınlara özel değil. Ataerkil kültür kodları taşıyan toplumlarda, enerjisel miras yoluyla aktarılan pek çok sorumluluk, pek çok erkeği de etkilemekte ve bu tarz dengesizliklere sebebiyet verebilmekte. 

Bu kadar dengesizlikten bahsetmek yeterli sanırım. Yine de sebep sonuç ilişkileri üzerine fikir sahibi olmamızın, bilgileri içselleştirebilmemiz ve kendimizle daha iyi empati kurabilmek için yardımcı olacağını düşündüğümden bu bilgileri sizlerle paylaşıyorum. Şimdi sanatın gücünden yararlanma vakti gelsin.

Profesyonel bir sanatçı olmasak da sanatı bir araç olarak görmek ve kullanmak mümkündür. Bu pratikler nihayetinde bizi bir Mozart, bir Da Vinci yapmayı amaçlamıyor. İçsel özümüzle daha sağlıklı bir bağlantı kurabilmemiz ve bunu dışarı yansıtabilmemiz için, size uygun gelebilecek her uygulamayı eylemeye dökebilirsiniz.

- Yazmak. Aklımıza ne gelirse, tamamen serbest çağrışım tekniğiyle yazmak. Yazdıktan sonra okuduklarınız size deli saçması gibi gelebilir belki de ama bir kurgu yapısı planlamadan, içinizden ne geçiyorsa onu ifade edebilmemiz adına yazmak gerçekten önemlidir. Bu sadece boğaz çakramızı değil, bütün enerji merkezlerimizi uyarır ve çalıştırır ve ortaya çıkan ürün onların dengeleriyle ilgili bize fikir verebilir. Serbest çağrışım pratiğinde bilinçli zihnimizden çok devreye bilinçdışı zihnimiz ve bilinçaltımız girmektedir. Bu tür pratikler sonrası kendimizle ilgili çok farklı durumları keşfedebiliriz. İçeriden geldiği gibi dışarı çıktığında enerji, sakral çakramızla bağlantılı o yaratıcı gücü de harekete geçirebilmektedir.

- Belli bir kurguya, olay örgüsüne dayanan yazılarla da uğraşmak elbette ifade gücümüz için destekleyicidir. Bu sefer de kendimizi üretme maksatlı bir eylem içerisinde buluruz ve eminim ki istersek hepimiz harika ve başarılı kurgu çalışmaları ortaya koyabiliriz.

- Ses çıkarmak. Farkındaysanız şarkı söylemek demedim. Bayağı bildiğiniz ve normal bakıldığında bir anlam yüklenemeyecek nitelikte ses çıkarmak ve yine serbest çağrışım. Elbette bu eylem melodik de olabilir, farklı farklı makamlarda da olabilir ama kendinizi bir müzik aleti gibi hissedip, sanki o müzik aletini çalıyormuşçasına ses çıkarmak bir diğer uygulanabilir pratik. Hiçbir kalıba girmeden, tamamen dünyada 1 tane olan bir müzik aleti, yani siz. O yüzden emin olun gerçekten bambaşka bir deneyimi yaşayacaksınız.

- Şarkı söyleyin. Sesiniz illa Emel Sayın ya da Frank Sinatra gibi olmak zorunda değil. Eminim sevdiğiniz pek çok şarkı ve türkü var. Söyleyin, rahatça. Siz, kendi hayatınızın mega starısınız ve kendinize bu değeri gayet de kolay verebilirsiniz. Hatta bu yönde daha ileri gidip, sevdiğiniz şarkı ve türkü melodilerini yeniden şarkı sözleri yazabilirsiniz. Ama öyle oturup da uyaklı, kafiyeli şeyler için vakit harcamayın, yine serbest çağrışımla aklınıza hangi kelime ve cümleler geliyorsa, söyleyin gitsin.

- Yazmak ve ses çıkarmak kadar biraz da çizim üzerine çalışabilirsiniz. Bu aralar biraz kağıt pahallı ama yine de kendinizi şımartabilir, kendinize güzel bir çizim, eskiz defteri alabilirsiniz. Yine ne diyeceğimi tahmin edebilirsiniz bence, serbest çağrışım. Ne geliyorsa içinizden çizin gitsin. İster kuru kalem ister pastel ya da sulu boya, guaj, fark etmez. Belki şurada mutlu bir ağaç vardır ya da çizdiğiniz şey sizin için bir ağacı ifade etmektedir. Bunu siz bilseniz yeter. Çizimleriniz sonrası siz yine uygun bir yere imzanızı da atın, bu rahatlama yöntemlerinizden ileride para da kazanabilirsiniz. Her şey mümkün!

- Oyun hamuru ya da kil ile de biraz heykel üzerine çalışabilirsiniz. Merak etmeyin, Rönesans dönemi çoktan geçti, o yüzden bu konuda da çalışırken içinizden geldiği gibi davranabilirsiniz. Ama lütfen, çeşitli il ve ilçe merkezlerine konan meyve ve gıda heykellerinden çok da etkilenmeyin.

- Teknoloji gelişti, neredeyse hepimizde akıllı telefon teknolojisi mevcut. Şansımızı sinema ve video alanında da değerlendirebiliriz elbette. Burada ama bir kurgu programı edinmenizi öneririm. Farklı farklı zamanlarda, yerlerde çektiğiniz videolardan bir kolaj yapmanız – içinde siz de olabilirsiniz tabi – sizi ayrı şekilde rahatlatacaktır. Nihayetinde Oscar hedefimiz değil, o yüzden yine en serbestinden çağrıştırın gitsin.

- İsmini zikretmediğim ve sanat altında toplanabilecek diğer bütün dallarda da içinizden geldiği gibi hareket edebileceğiniz alanlar yaratmak size kalmış. Buradaki sihirli sözcüğü anladınız muhtemelen; serbest çağrışım. Yapacağınız bütün pratiklerde içinizden geldiği gibi eyleme geçin, bırakın o akış ne yaptırıyorsa onu yapın. Böylelikle bilinçli zihni de kenara çekerek içerideki potansiyelimizi dışarı yansıtabilirsiniz.

Her durum dönüştürülebilir. Önemli olan bunu bizim istememiz ve bu yolda eyleme geçebilmemizdir. Sanat da bu yolda bize hem icra edilmişi incelerken hem de bizzat kendimiz uğraşırken bizimle yan yana olacaktır. Sanat hepimiz için güçlü bir dönüştürücüdür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü de anımsatmaktan gurur duyuyorum:

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Sevgi ve ışıkla.

Taner Tözün
www.evrenselenerji.net

 



Uyarı

Evrensel Enerji® içerisinde yer alan kurs, uyumlama, paylaşım, çalışma veya blog yazılarının hiçbiri, doktorunuzun size önereceği tıbbi teşhis, tedavi veya bakımın yerine geçmez.

Evrensel Enerji®, hastalık teşhisinde bulunmaz, ilaç tavsiye etmez veya doktorunuzun tedavisine müdahale etmez. Şu anda doktorunuzun reçetelediği ilaçları alıyorsanız, doktorunuzun tavsiyesi olmadan ilaçlarınızı kullanın. Tıbbi durumunuzla ilgili herhangi bir endişeniz varsa, lütfen öncelikle doktorunuzla konuşun. Evrensel Enerji® üzerinde yer alan herhangi bir bilgiyi ve öğretiyi kullanarak kendinizi tedavi etmeyi tercih ederseniz, bu sizin sorumluluğunuzdur.

Evrensel Enerji®, bu sitede yer alan herhangi bir bilginin, eğitimin, uyumlamanın, öğretilerin doğrudan veya dolaylı olarak kullanılması sonucu ortaya çıkan kayıp veya zararlardan hiçbir şekilde sorumlu değildir. Bu sitedeki sağlıkla ilgili bilgiler ve paylaşımlar yalnızca genel bilgi için sağlanmıştır ve profesyonel tıbbi veya sağlık bakımı tavsiyesinin yerine geçmez. Danışmanlık hizmetleri bu koşulda gerçekleştirilmektedir. Enerji şifası ve uygulamaları, herhangi bir sonucu garanti etmez ve sonuçlar kişiye göre değişebilir.

E-Bülten Aboneliği

Güncel etkinlik ve eğitimlerimizden haberdar olmak için e-posta bültenimize kaydolun!  

Sosyal Medyada Biz

X

Right Click

No right click